18 Mart Çanakkale Zaferi Kutlama Programı 2012-2013

Ana Sayfa » BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR » 18 Mart Çanakkale Zaferi Kutlama Programı 2012-2013
Ekleyen
: kademeliegitim.com
Ekleme Tarihi
: 04 Mart 2013
Indirilme Sayisi
: 2.421
Benzer Icerikler

>>>DOSYA HALİNDE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ<<<

 

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ VE ŞEHİTLERİMİZİ

ANMA GÜNÜ

PROGRAMI

2012-2013 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

…………………… İLKÖĞRETİM OKULU

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ VE

ŞEHİTLERİ ANMA GÜNÜ PROGRAMI

  1. Saygı duruşu
  2. İstiklâl Marşı
  3. Günün Anlam ve Önemini Belirten Konuşma (Karakol komutanı)
  4. Günün Anlam ve Önemini Belirten Konuşma (Öğretmen)
  5. “Bir Yolcuya” adlı şiirin okunması
  6. “Kınalı Ali” adlı hikayenin okunması
  7. Çanakkale Oratoryosu
  8. “Çanakkale’den Havadis Var” adlı oyun
  9. Şiir yarışması birincisinin şiirini okuması
  10. Ödül töreni
  11. Kapanış

Hazırlayan

……………..

Yazı İnceleme Kurulu

……………………….

UYGUNDUR

14/03/2013

…………………..

Okul Müdür V.

 

 

 

 

 

18 MART

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ PROGRAMI

SUNUCU METNİ

 

1) DEĞERLİ ÖĞRETMENLERİM, SEVGİLİ ARKADAŞLAR:

BUGÜN 18 MART. ÇANAKKALE ŞEHİTLERİMİZİ VE VATAN UĞRUNA CANINI VERMİŞ BÜTÜN AZİZ ŞEHİTLERİMİZİ  ANMAK İÇİN BURADA TOPLANDIK.

 

2) SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMENİMİZ MEHMET KURT’U SAYGI DURUŞU VE İSTİKLAL MARŞI’MIZ İÇİN BURAYA DAVET EDİYORUM.

 

3) GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİNİ BELİRTEN KONUŞMASINI YAPMASI İÇİN KARAKOL KOMUTANIMIZI KÜRSÜYE DAVET EDİYORUM.

 

4) SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMENİMİZ MEHMET KURT’U KONUŞMASINI YAPMASI İÇİN KÜRSÜYE DAVET EDİYORUM.

 

5) 8/B SINIFINDAN İLHAMİ GÜRSES’İ “BİR YOLCUYA” ADLI ŞİİRİ OKUMASI İÇİN BURAYA DAVET EDİYORUM.

 

6) “KINALI ALİ” ADLI HİKAYEYİ OKUMASI İÇİN ARKADAŞIMIZ ZAHİDE ŞENGÖZ’Ü KÜRSÜYE DAVET EDİYORUM.

 

7) 5/A SINIFINI, HAZIRLAMIŞ OLDUKLARI ORATORYOYU SUNMALARI İÇİN SAHNEYE DAVET EDİYORUM.

 

8) “ÇANAKKALE’DEN HAVADİS VAR” ADLI OYUNU SERGİLEMELERİ İÇİN OYUNDA GÖREV ALAN ARKADAŞLARIMIZI SAHNEYE DAVET EDİYORUM.

 

9) YAPILAN ŞİİR YARIŞMASINDA OKUL BİRİNCİSİ OLAN SALİH US’U ŞİİRİNİ OKUMASI İÇİN KÜRSÜYE DAVET EDİYORUM.

 

10) ŞİİR YARIŞMASI BİRİNCİSİNE ÖDÜLÜNÜ VERMESİ İÇİN SAYIN KOMUTANIMIZI SAHNEYE DAVET EDİYORUM.

 

11) PROGRAMIMIZ SONA ERMİŞTİR. İLGİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ…

 

“KINALI ALİ”

     Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla sohbet ediyor, “Nerelisin?” gibi sorular soruyordu. Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı. Yanına çağırdı ve merakla sordu: “Adın ne senin evladım?”

“Ali, komutanım.” “Nerelisin?” “Tokatlıyım, komutanım, Tokat’ın Zile kazasındanım…” “Peki evladım, bu kafanın hali ne? Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?” “Cepheye gelmeden önce, anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden yaktığını da bilmiyorum.”

“Peki” dedi üsteğmen. “Gidebilirsin Kınalı Ali.” O günden sonra Ali’nin adı, Kınalı Ali oldu. Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı. Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi. “Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum. Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz?”

Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi. “Sen söyle biz yazalım.” dediler. Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu.

“Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin.” Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını sordu. Köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, “Biz burada var oldukça bilesiniz ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir” cümlesi ile mektubunu bitiriyordu.

Tam zarf kapatılırken, Ali, “İki üç satır daha ekleteceğini” söyleyerek, mektubun sonuna şunları yazdırdı: “Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, burada komutanlarım da, arkadaşlarım da benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet’e gelecek. Onu gönderirken sakın kına yakma saçına. Burada onunla da dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden öperim anacığım.”

Gelibolu’da savaş giderek şiddetleniyordu. İngilizler, kesin sonuç almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri birer  birer, sonraları beşer  beşer, onar  onar şehit oluyorlardı. Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali’nin komutanı, bu durum karşısında çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine, insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek zorunda kalmaması için Allah’a dua ediyordu.

Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları, komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini istediler. Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme gönderdiğini bile bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı. Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye, bile bile ölüme gidiyorlardı. O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan Kınalı Ali’nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmuştu.

Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali’ye anne babasından mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı mektubuna aile adına babası yanıt veriyordu.

“Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim. Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme.” Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten sonra, “şimdi ananın sana diyeceği var” diyerek sözü ona bırakıyordu.

Mektubun bundan sonraki bölümü, Kınalı Ali’nin anasının ağzından yazılmıştı, şöyle diyordu anası:

“Oğlum Ali, yazmışsın ki, kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle, senle dalga geçmesinler. Bizde üç şey için kına yakarlar;

Gelinlik kıza kına yakılır. Gitsin ailesine, çocuklarına kurban olsun diye.
Kurbanlık koça kına yakılır. Allah’a kurban olsun diye.
Ve askere giden yiğitlerimize kına yakarız. Vatana kurban olsun diye. Gözlerinden öper, selam ederim. Allah’a emanet olun.”

 

 

ÇANAKKALE ORATORYOSU

ERDEM: Düşman kuvvetleri Birinci Dünya Savaşından galip çıkmanın verdiği güvenceyle topraklarımıza saldırdı. Anadolu’m yas içindeydi. Kadınım, kızım, dedem beddualar yağdırıyordu amansız düşmana. Halk bitkin ve yoksul düşmüştü. Umutlar bir bilinmeze bağlanmış, yarınlar karanlık görünüyordu.

HERKES:

Yedi düvel, bizim için geldiler.
Yanaştı gemiler, yağdı mermiler
Can verdi yılmadan kırklar, yirmiler
Genç yaşta gitti, dönmez Mehmed’im.

ERKEKLER:

Bu vatanın peteğiyiz, balıyız
Yük çekeriz; gövdesiyiz, dalıyız
Bayırlarda  açan gonca gülüyüz
Uğruna can veren erleriyiz biz.

NEVAL: Halk bitkindir ama çaresiz değildir. Çarenin mücadeleden geçtiğini bilir. Her şeyini vermiştir toprağa, bir canı kalmıştır vereceği. Onu da helal eder vatan uğruna. Bilir ki toprağı vatan kılacak şey onun uğruna savaşmak ve kanını son damlasına kadar akıtmaktır.

HERKES:

Yaylaları çiçeklere bürünür
Ay Yıldız’ım bugün başka görünür
Bu vatanın birliğine kasteden
Kırk yerinden yara alır, sürünür.

KIZLAR:

Cepheye gönderdim, gençlik çağında.
Çanakkale sırtlarında, dağında
Patladı bombalar, onun bağrında
Düşmana vermedi fırsat Mehmed’im.

ERDEM: Zaferdir tek istenilen. Nasıl olacaktır, bunu kimse bilmez ama bilinen tek şey vardır: O da Türk’ün mücadele gücüdür.

SALİH:

Aç,susuz demedin, vatan bekledin
Düştün toprağına, yaran yokladın
Bin şehide bin birini ekledin
Düşmanına korku saldın Mehmed’im.

 

 

KAMİL:

Ateş oldun her cephede harladın
Yıldız oldun gecelerde parladın
Bir sel oldun düşmanına gürledin
Vatan için şehit oldun Mehmed’im.

ERDEM: Artık savaş çığlıkları atılmaya başlamış, planlar galibiyet üzerine kurulmuştu. “Çanakkale Geçilmez” dedirtmek için herkes her şeyini feda etmeye hazırdı. Bunu bilen kumandanlar emirler yağdırıyordu dört bir tarafa.

KIZLAR:

Yılmadan vatana oldular siper
Atıldı en öne coştukça nefer
Diyemez hiç kimse basitçe sefer
Şahadet şerbetin içti Mehmed’im.

ERKEKLER:

Canım vatan; anam, babam yâr bana
Taşıyayım, bir emanet ver bana
Vatan için adanan cansın bana
Ben o sırrı Yaradan’a vermişim.

MELTEM:

Yürüdün daima ata izinden
Hızın aldın kalpte yanan közünden
Tez ayrıldın hem anadan, kızından
Tüm dünyaya örnek oldun Mehmed’im.

NEVAL: Daha Sarıkamış’ın yaraları sarılmadan, yüreklerde ateşi soğumadan, Balkan’ın yüzkaralığı yüzümüzden akmadan yine cepheler açılmış, bu açılan cephelere eli silah tutanlar alınmaya başlanmıştı. Ateş düşmedik ocak bırakmayan seferberlik, memleketin her köşesinden yiğitleri istiyordu.

ALİ:

Vatan dara düştü, ciğer sızılar
Güle güle gidin körpe kuzular
Saldırır yurduma kanlı düşmanlar
Sorarım hesabın, kalmam ben geri.

ERKEKLER:

Şu Avrupa nerden baksan hıyanet
Patladı namlular, koptu kıyamet
Anacığım, bacım sana emanet
Vatana emanet borcum var benim.

ERDEM: Gözü yaşlı duacı analarla sabırlı yavuklular kaldı geride. Ardından bir maşrapa su döktükleri yiğitleri için yanaklarından süzülen gözyaşlarını yazmasının ucundaki gül oyalara sildiler. Kadınlar su döküp ıslattıkları kapı önlerini gözyaşlarıyla suladılar. Bekleyiş derde dönüştü.

KADER:

Bir oğlum Yemen’de, biri Tunus’ta
Doğruyu buldular, Emre Yunus’ta
Çanakkale denen koca kâbusta
Düştüler yollara, dönemediler.

FATİH:

Adını tarihe kahraman yazdın
Düşman kuvvetlerini önüne dizdin
Ölümden korkmadan hedefe sızdın
Yandırdın düşmanı her cephede sen.

 

HERKES:

Vatan için Halep’ten, Şam’dan, Urfa’dan
Malatya’dan, Denizli’den, Konya’dan
Şu Bucak’tan, Burhaniye, Tonya’dan
Ölmek için, girmişiz biz sıraya.

NEVAL: Anasından, yavuklusundan , gül bebesinden ayrılan nice aslan parçası, doğduğu topraklarda, nice kahramanların doğacağı topraklara doğru yol almaya başlamıştı. Düşmanın rezil ayaklarının altında ezilen şehit toprağını azaptan kurtarmak için attılar kendilerini hain pusuların önüne. Büyük bir destanın sayfalarına kendi al kanlarından bir destan yazdılar.

KIZLAR:

Tavrınla örnek oldun dünyaya
Vasiyetin namusumdur unutma
Vatan için şu döktüğün kanlara
Halel gelir sanma, garip Mehmed’im.

 

FATMA:

Ay Yıldız‘ım semalarda durdukça
Şehitlerim tepelerden baktıkça
Bu vatana nice canlar verdikçe
Göz dikenler, görmez olur Mehmed’im.

 

 

SERKAN:

Kınalı kuzucuk derdin, sen bana
Mezar ettim yurdu, ayak basana
Bu kınalı, fedâ olsun vatana
Hiç gam yemem buralarda kalsam da.

HERKES:

Ne rütbe düşündü, ne de malını
Can yoldaşı tuttu tahta salını
Emânet bıraktı taze gelini
Bir kahpe kurşuna gitti Mehmed’im.

ERDEM: Verdiği lokmanın,içirdiği suyun hakkını isteyenlere hakkını en güzeliyle verdiler. Yüreğini taş eyleyen kadınlar, gözleri yollarda umutla sabahları bekler oldular.

MİHRİBAN:

Kimse bilmez kalbimdeki sızıyı
Kabul ettim bana olan yazıyı
Kurban verdim kınalıca kuzuyu
Bu vatana nice borcum var benim.

ERKEKLER:

Kattılar düşmanı, kaçar önünde
Bir yudum su ister, yatar yerinde
Son nefesi kim bilir, dua dilinde
Can verir, yığılmış garip Mehmed’im.

KIZLAR:

Kanı damla damla suyla karıştı
Vatan için can vermede yarıştı
Kurtardı vatanı, hakla barıştı
Bayrağını burca dikti Mehmed’im.

YİĞİTCAN:

Yüce Mevlâ Seyit Koca al dedi
Son mermiyle hedefini bul dedi
Şu düşmanı vatanından sil dedi
Sen gönlümde bir destansın Mehmed’im.

NEVAL: Tam sekiz buçuk ay boyunca yaşamlarında daha önce birbirlerini görmemiş bir milyon kadar genç birkaç bin metrekarelik bir arazi üzerinde kıyasıya bir ölüm savaşına giriştiler. Ve bu gençler hayatlarının baharlarını 1915 baharında Çanakkale topraklarına gömdüler.

 

ERKEKLER:

Burada doğdum, ben burada doyarım
Tarihimi, şerefimi sayarım
Bu vatana göz dikecek düşmanın
Leşin serer, gözlerini oyarım.

KIZLAR:

Kanı damla damla düştü toprağa
Erdi ruhlar Yüce  Allah’a
Canlar fedâ oldu  Bayrak’a
Bir efsane, bin bir destan Mehmed’im.

ERDEM: Son taarruz 6 Ağustos gecesi başladı. Generallerin ön safında dövüştüğü, erlerin ellerindeki silahını atıp gırtlak gırtlağa boğuştuğu bir çarpışmaydı. Müttefikler boğazı geçemeyeceklerini anlayınca 1915 Aralığında gizlice çıkıp gittiler. Geriye ağır bir ölü bilançosu kalmıştı: 500 bin . Türkiye en genç beyinlerini, 250 bin vatan evladını Gelibolu’nun toprağında yitirdi.

ERKEKLER:

Düşmanları ben yurduma saldırtmam
Hainleri halimize güldürtmem
Cellat gibi başucumda dursa da
Bayrağıma yaban eli sürdürtmem.

HERKES:

Kilitbahir kilitlendi, açılmaz
Hiç deneme, Türk’e kefen biçilmez
Yedi değil yetmiş düvel gelse de
Çok zorludur, ÇANAKKALE GEÇİLMEZ.

NEVAL: Geriye şairin dizelerinde kanla yazılmış bir destan kaldı.

AHMET:

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

NEVAL: Gözü yaşlı anaların, dermansız babaların, elinin kınası soğumadan cepheye gönderdiği yiğitlere göz yaşı döken kızların, dilinde bir türkü kalır…

(Elvan “Çanakkale Türküsü’nü söyler.)

SON…

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

*

İlgili Terimler :