İşte Ak Partinin Yeni MEB Stratejisi

“Usul esasa mukaddemdir”. Milli eğitimde bir politika değişimi beklentisine girmek yanlış olur. Yani eğitim camiasını rahatsız edecek reformlar devam edecektir. Rahatsız olunsa da değişimler gerekli olacaktır. Ancak bu değişiklikler ikna edilerek yapılacaktır.

Ak Parti, devlet işleyişinde askerin üstleneceği rolü ve savunma sistemindeki değişimleri tamamlama noktasına gelmesine rağmen,  Milli Eğitim de arzu ettiği, parti tüzüğünde öngörülen, değişimi henüz yakalayabilmiş değil. Bunda temel etken; eğitim camiasının büyük bir kitle olması ve reformist kadroları doğru oluşturamaması olmuştur.

 

Erkan Mumcu ile başlayan milli eğitim politikaları değişimi, farklı nedenlerle uzun süremedi. Malum olduğu üzere Ak Parti iktidarının en uzun süreli Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik olmuştur. Sayın Çelik döneminde MEB’de ki eski işleyişin üzerine bilerek gidilememiştir. Sadece, parti tüzüğünde yer alan ve Başbakanın seçim vaadi olan ücretsiz kitap dağıtımı, bir parti politikası olarak gerçekleştirilmiştir.  Bu dönemin en önemli reformu ise“değişmeyen tek şey varsa o da değişimdir”  düsturu doğrultusunda müfredatta yapılan değişim olmuştur. Böylece müfredatın günün şartlarına uyarlanmasının önü açılmıştır. Müfredattaki bu değişim sonraki reformların habercisi niteliğinde olmuştur.

Çelik, siyasetteki ustalığını entelektüel birikimiyle birleştirince siyasetin “söz ustası” olmayı başarmış olup, nitekim hükümet sözcülüğünü hala sürdürmeye devam etmektedir.

Sayın Nimet Çubukçu’nun, öğrencilik deneyimleri kadar tanıyabildiği, Milli Eğitim Bakanlığına gelmesi büyük sürpriz olmuştu. Başbakan’ın MEB’i direkt yöneteceğine yorumlanmıştı. Çubukçu döneminin en önemli reformu ise; Rotasyonların uygulanmaya başlanması olmuştur. O günün şartlarında idarecilerin ve sendikaların büyük çoğunluğunun karşı durduğu rotasyonun, uygulandıktan sonra yapılması gereken, ciddi bir reform olduğunda müttefiklerin sayısı arttı.

2011 seçimlerinden sonra milli eğitim bakanın kim olacağı kimse tarafından kestirilememiş ve sürpriz bir isim olarak Sayın Ömer Dinçer’li dönem başlamıştı.  Dinçer, 652 Sayılı KHK ile başlıyor, önce merkez teşkilatı, hemen sonrasında ise il milli eğitim müdürlerinin tamamına yakınında değişikliğe gidiyordu. Eğitim camiasında büyük bir heyecan uyandırdı. Daha insanların bu heyecanı yatışmadan, kesintisiz eğitime son veren 4+4+4 reformunu hayata geçiriyor, yetmiyor, Kuran-ı Kerim ve Siyer-i Nebi derslerinin seçmeli ders olarak okutulmasını sağlıyor, yetmiyor, Milli Güvenlik dersini kaldırıyor. Öğrenci kıyafetlerinde serbest dönemin başlaması bir başka heyecan uyandıran çalışma oluyor. Yapılması gerekenler tek tek yapılıyordu.

Ama nasıl?

İyi bir siyasetçinin, ezber bozan bu reformların kolayca sindirilebilmesi için takiyye yapma yolunu benimseyip, şirin görünme gayreti içerisinde olması gerekirken, Sayın Dinçer, tam tersine çam devirmeye devam etti. Birçok müdüre soruşturma açtı, öğretmenleri küçük düşüren ifadeleri kullanmaktan beri durmadı. Velhasıl sistemci bir bakan, yeni bir sistem oluştursa da bu sisteme taraftar bulmakta hayli zorlanıyordu. Bu zorluğun nedeni, oluşan yeni sisteme karşı oluş değil, bakanın kişisel çıkışlarına tepkiydi. Şahsım olarak Sayın Dinçer, hayırla yâd edeceğim Bakanlar arasındadır. Bunu yazarken tepki oluşacağını da biliyorum. Ancak siyasetin kirliliği, bırakın Bakanı esir almasını, yanına bile yaklaşamamıştır. Bundan dolayı üçkâğıtçılar yanında barınamamıştır.(Bir ülkede dalkavukluğun sağladığı çıkar, dürüstlüğün sağladığı faydadan daha fazla olursa o ülke batar. Ülkemizdeki dalkavukların, gelişmemiz önündeki en büyük engel olduğunu düşünenlerdenim.)

Bir akademisyen ve sistem oluşturma uzmanı olan Dinçer, eğitim camiasını tanımayan ikinci ve üçüncü adamları kadrosuna dâhil edince, işlerin tıkanma noktasına gelmesi kaçınılmazdı.

Öylede oldu.

Eğitim alanında en köklü değişimlere imza atan Bakan, övgülere mazhar olması gerekirken maalesef olamadı. Bunun temel nedenin esastan kaynaklı olmadığını, usulden kaynaklandığını buradan bir kez daha belirtmiş olalım.

Ve şimdi Nabi Avcı dönemi.

Yine bir akademisyen ve ciddi bir entelektüel kişilik. Sayın Dinçer’le birçok ortak geçmişe sahip, Başbakanın siyasi hayatında her ikisinin de hem İstanbul hem de Ankara beraberlikleri söz konusu. Ancak, üslup denilince birbirine zıt iki ayrı kişilik. İletişimsizliğinden şikâyetçi olduğumuz Sayın Dinçer’in yerine bir iletişim profesörü Nabi Avcı geliyor. İletişimi sadece titrinde olan biri değil, gerçek bir uzlaşmacı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi eğitim yılı açılış konuşmasında bu kişiliğini, Mecelle’den verdiği şu örnekle ortaya koymaktadır “usul esasa mukaddemdir”. Yani önce yöntem sonra içerik gelir. İşte burada, milli eğitim bakanının neden değiştiğinin cevabı bulunmaktadır.Bu durum, içeriğin değişmeyeceğini ama üslup değişikliğine gidileceğini göstermektedir.

Sayın Avcı, iletişim araçlarının insanımızı ve öğrencilerimizi esir aldığı, kitabın unutulup, televizyon ve cep telefonlarının hayatımıza egemen olduğu bir dönemde göreve geldi. Enformatik Cehalet isimli kitabında tamda bu esarete dikkat çekerek; enformasyonun bir bilgi olmadığını, zira enformasyonun insanları esir aldığını, oysa bilginin insanın esiri olduğunu savunduğu tezini, bu bilginin kaynağı olarak da gelişen iletişimden ziyade, kitap olduğuna vurgu yaparak tamamlamaktadır.

Molla Kasım ve Enes Harman müstear isimleriyle Milli Gazete, Zaman ve Yeni Şafak Gazetelerinde yazdığı yazıların yanında, Kanal 7 ve Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yapmış olan Avcı, aynı zamanda iyi bir üniversite hocasıdır. Aristokrat kişiliği yanında halden anlayan biridir. Anadolu’nun tüm kültürel renklerine hâkimdir. Hacı Bektaşı Velisinden, Yunus Emre’ye, Nazım Hikmet’inden Necip Fazıla kadar ilgi alanındadır.

Sonuç;  milli eğitimde bir politika değişimi beklentisine girmek yanlış olur. Yani eğitim camiasını rahatsız edecek reformlar devam edecektir. Rahatsız olunsa da değişimler gerekli olacaktır. Ancak bu değişiklikler ikna edilerek yapılacaktır. Doğru olan da budur. Sayın Başbakan, öğretmeni bilgiyi aktaran bir aracı, memur, olarak değil, Türkiye’nin geleceğine damga vuracak nesli yetiştiren liderler olarak görmek istiyor. Öğretmenin kaybolan itibarı böylece yeniden kazanılacaktır. Bu bakan değişiminin anlamı budur. Tabi öğretmenlerin rolündeki bu değişimin hükümete belli ekonomik faturası olacaktır. Onu artık zaman gösterecek.

Emrullah AYDIN

Eğitim-Bir-Sen İstanbul

1 Nolu Şube Başkanı

Yorum yapabilir , ya da geri bildirim yapabilirsiniz.

Yorum Yapmak İster Misiniz?