mydesign haber temalari

DİĞER İÇERİKLER

Atatürk’ün Matematik Alanında Yaptığı Çalışmalar

Ana Sayfa » 8. SINIF » 8. sınıf Matematik » Atatürk’ün Matematik Alanında Yaptığı Çalışmalar
Ekleyen
: kademeliegitim.com
Ekleme Tarihi
: 06 Ocak 2013
Indirilme Sayisi
: 4.415
Benzer Icerikler

ATATÜRKÜN MATEMATİK ALANINDA YAPTIĞI ÇALIŞMALAR

 

Atatürk’ün yaşamında (1881-1938) ilk olağanüstü başarısı, 1893 yılında, çocukluk çağında, orta öğrenimi döneminde matematik dersinde olmuş ve bunun sonucu olarak dersin öğretmeni O’nun adına “Kemal” ismini eklemiştir. Atatürk, Selanik Askeri Rüştiyesinde” geçen bu olayla ilgili anısını şöyle anlatıyor:

“… Rüştiyede en çok matematiğe merak sardım. Az zamanda bize bu dersi veren öğretmen kadar belki de daha fazla bilgi edindim. Derslerin üstündeki sorularla uğraşıyordum, yazılı sorular düzenliyordum. Matematik öğretmeni de yazılı olarak cevap veriyordu. Öğretmenimin ismi Mustafa idi, bir gün bana dedi ki:
-“Oğlum senin de ismin Mustafa benim de. Bu, böyle olmayacak, arada bir fark bulunmalı. Bundan sonra adın Mustafa Kemal olsun.”
  
          Mustafa Kemal, Selanik Askeri Rüştiyesindeyken, matematik öğretmeni yüzbaşı Mustafa efendi sınıfa gelmediğinde, onun yerine birçok kez bu dersi vermiştir(2).
Atatürk, yaşamının askeri öğrenim sonrası dönemlerini, ulusal ve uluslar arası büyük savaş ve devrim olayları içinde, aklın ve bilimin kılavuzluğunu izleyen Büyük Asker, Ulusal ve Çağdaş Devlet kurucusu, “Yirminci Yüzyılın Gerçek Önderi” olarak geçirdi. O’nun bu dönemlerde, ölümünden yaklaşık birbuçuk yıl öncesine değin matematikle ne ölçüde uğraştığını bilmiyoruz.Türk Dil Kurum Başuzmanı A.Dilaçar’ın 10.11.1971 tarihli bir yazısı(1) çok ilginç bilgiler vermektedir. Bu yazıdan öğrendiğimize göre,

“Atatürk ölümünden birbuçuk yıl kadar önce, üçüncü Türk Dil Kurultayından (24-31 Ağustos 1936) hemen sonra 1936-1937 yılı kış aylarında kendi eliyle Geometri adlı bir kitap yazmıştır”.
Atatürk, bunu, birtakım Fransızca geometri kitaplarını okuduktan sonra hazırlamış ve yapıt ilk kez 1937 yılında “Geometri öğretenlerle, bu konuda kitap yazacaklara kılavuz olarak Kültür Bakanlığınca yayınlanmıştır”(3).

Bu 44 sayfalık yapıttaki boyut, uzay, yüzey, düzey, çap, yarıçap, kesek kesit, yay, çember, teğet, açı, açıortay, içters açı, dışters açı, taban, eğik, kırık, çekül, yatay, düşey, yöndeş, konum, üçgen, dörtgen, beşgen, köşegen, eşkenar, ikizkenar, paralelkenar, yanal, yamuk, artı, eksi, çarp, bölü, eşit, toplam, oran, orantı, türev, alan, varsayı, gerekçe gibi terimler Atatürk tarafından türetilmiştir (3).

Yapıttaki tanımların tümünü Atatürk yazmıştır. Her tanım, ilgi kavramı tüm öğeleriyle eksiksiz ve açık biçimde anlatmakta, özel ve temelli nitelikleri içermektedir. Gerekli ve yeterli örnekler de verilmiştir. Tanınmış bilim tarihçisi Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı, tam bir yetkiyle, bu Geometri kitabını, “küçük fakat anıtsal bir yapıt” diye nitelendirmiştir(4).
Atatürk, yaşamının önemli bir kesimini tarihin en büyük savaşlarından birinin içinde, ulusal ve evrensel sorumluluklar yüklenerek geçirdikten yıllarca sonra, düzenli bir mantık ve bilgi disiplini kesinlikle gerektiren matematik alanında, yeni türettiği terimlerle böylesine özlü bir yapıtı yazmakla, dil ve matematikteki üstün yeteneğini kanıtlamıştır. Atatürk’ün yaşamında çok belirgin bir örneğini izlediğimiz gibi, aslında dil ile matematiksel kültür arasında sıkı bağıntı vardır. Atatürk’ün dehasında, dil ve matematik gibi aklın değişik disiplinleri birbirini karşılıklı olarak hep olumlu yönde etkilemiş ve geliştirmiştir. Atatürk, “Fen terimleri o suretle yapılmalı ki anlamları ancak istenilen şeyi ifade edebilsin”(5) demiş ve bunu, Osmanlıca çok sayıda terimin yerine öz Türkçe karşılıklarını türetirken üstün bir başarıyla gerçekleştirmiştir.

Atatürk’ü, “Geometri” adlı yapıtını yazmaya zorlayan nedenleri, O’nun dil çalışmalarını yakından izlemek olanağını bulabilen tanınmış dil uzmanı A. Dilaçar şöyle açıklıyor:

” … Atatürk hep matematikle uğraşırdı. Eski geometri terimleri çok ağdalı idi. Gen bile, uzun uzun bu terimleri okuduğum halde, şimdikiler Imışısında güçlüğünü daha iyi anlıyorum. Pedagojide bir gerçek var: Fıkır yolunun açık olması, bir ip ucunun bulunması lazımdır. Yoksa bir külçe gibi çöker. Müselles kelimesini ele alalım. Arapça okullarımızdan kaldırılmıştır. Sülüs’ten müştak (türetilmiş) bir kelime olduğunu öğrenin nasıl bilsin? Arapça soğurucu bir dildir. Örneğin “müsteşrik” “şark” kelimesinden gelmiş bir kelimedir. Önüne, ortasına, arkasına birtakım heceler eklenmiş. Bunun aslını bulmak bir Arapça gramer meselesidir, Okullarımızdan Arapça, Farsça kaldırılmış olduğundan, öğren id “müselles”i küde kelime olarak karşısında görecektir. “Uç” aklına gelmeyecektir. Ama müselles yerine “üçgen” dersek, hır üç var. “Gen”. Atatürk’e göre “genişlikten” alınmıştır. Bir ipucu var. “Dörtgen” dörtten gelmiştir. Bir ipucu vardır. “Eşit”, denk anlamında olan “eş”ten gelmiştir. Ama müsavi Arapça bir kelimedir. Bu sebeple Atatürk’ün prensipleri burada da doğru idi. On im için bu en ağdalı olan bu bilim dalını ele aldı ve kitabı örnek olarak bıraktı…”
Atatürk’ün matematik terimlerini türetme ve bunları öğretime yerleştirme çalışmaları konusunda Prof. Dr. Vecibe Latıpoğlu, şu bilgilen veriyor:

” … Atatürk, matematiği iyi bildiği ve sevdiği için, terim devrimine matematikten başlamıştır, denilebilir. Çünkü Türk Dili (Belleten)’in Şubat 1937 tarihli yayınından bir ay sonra, Atatürk, ceyb (sinüs) ve tece^b (koşmuş)’m Türkçe karşılıklarının bulunması için 29 Mart 1937 tarihli Ulus Gazetesine ilan verdirerek bir yarışma açtırmıştır… Sonunda hazırlanan bütün terimler, Türk Dili (Belleten) dergisinin Ekim 1937 tarihli sayısında yer almıştır. Terimler, Türkçe-Osmanlıca, Osmanlıca-Türkçe, Fransızca-Türkçe olmak üzere sıralanmış ve ön sırayı matematik terimleri almıştır…

Atatürk terim çalışmalarının ülkedeki etkisini öğrenmek için, 1937 yılı sonbaharında, Sivas’a giderek, vaktiyle Sivas Kongresini topladığı lise binasında, dokuzuncu sınıfın geometri dersine girmiştir'”1′. Bu derste eski terimlerle öğrenimin zorluğunu birkez daha saptayan Atatürk, “Bu anlaşılmaz terimlerle, öğrencilere bilgi verilemez” diyerek kitabı atmış ve sonra tahta başına geçip “dili” yerine “kenar”, “müselles” yerine “üçgen”, “müselles mütesaviyül adla” yerine “eşkenar üçgen”, “zaviye” yerine “açı” terimlerini kullanarak ünlü Pısagor teoremini öğrencilere anlatmıştır”‘. Atatürk, bu inceleme gezisinde yanında bulunan Kültür Bakanı Saffet Arıkan’a tüm okul kitaplarının yeni terimlerle, hemen yarılması emrini vermiş ve Türkçeleştirilmiş terimlerle iki ayda hazırlanan kitaplar bütün okullara Kültür Bakanlığınca gönderilmiştir’ .

Atatürk’ün türettiği matematik terimleri ve yaptığı geometri tanımlarının hemen hemen tümü bugüne değin değişmeksizin kullanıla gelmiştir. O’nun türettiklerinden sadece birkaç terim sonradan küçük ölçüde değiştirilmiştir. Örneğin Fransızca “hypothese’in karşılığı olan Osmanlıcıdaki” faraziye’nin yerine Atatürk, Türkçe “varsayı” terimini türetmiş ve sonradan bu terim varsayım” biçimini almıştır. Aynı şekilde O’nun “tümey açı”, “bütey açı” terimlerinin yerini “tümler açı”, “bütünler açı” terimleri almıştır. Çok az sayıda ve sınırlı olan bu terim değişikliklerini, Atatürk’ün dildeki temel ilkesinin doğruluğunun birer kanıtı saymak gerekir.
Prof. Dr. Afet İnan, Atatürk’ün çalışmalarını yıllarca yakından izleyebilmiş insanlardan biri olarak, O’nun bilime ve matematiğe verdiği önemi şöyle belirtiyor:

” … Atatürk, kendi yetiştiği devrin müspet ilimlerini mesleki uzmanlığı bakımından bellediği vakit, berrak ve müspet bir görüşe sahip olabileceğini ve her hangi bir meseleyi matematiksel bir kesinlikle çözümlemeyi hedef tuttuğunu söylerdi.”
ı Prof. Dr. A. İnan, 25.1.1982 tarihli özel bir yazısında’ ‘, bu konuyla ilgili olarak şöyle diyor:
” Bilindiği gibi ilim konusu iki büyük bölümde işlenir ve bunlardan faydalanılır: Müspet ilimler, Sosyal ilimler.
Atatürk gerek öğrencilik devirlerinde gerekse ömrü boyunca bu her iki ilimden çok faydalanmıştır. Mesela tarih onun için bir geçmişin hikayesi değil, günümüzde bu olanlardan ders almanın önemli olduğuna inanmıştır.

Diğer taraftan asıl müspet ilimlerin başında gelen matematik bilgisi Atatürk için başlıca bir konudur. Çünkü matematik insan topluluklarına müspet yol gösteren re uygulamasında yarar sağlayan müspet bir ılım dalıdır. İşte Atatürk bu ilime çok değer verdiği için hem nazarı kısımları çok iyi bellemiş, hem de bunların uygulamasına her bakımdan önem vermiştir. Hatta matematik terimlerinin bugün kullandığımı; deyimleri tamamen kendi buluşları ile saptamıştır.
Atatürk bu konuda konuşurken özellikle söylediklerinden şunları anımsıyorum: “Ben öğrenim devrimde matematik konusuna çok önem ı’ermiş ini dır ve bundan hayatımın çeşitli safhalarında başarı elde etmek için faydalanmış olduğumu söyleyebilirim. Onun için herkes matematik bilgisinin çok gerekli olduğuna inanmalıdır.”

Matematiksel kühüre böylesine önem veren Atatürk’ün bu konudaki çalışmaları, tarihte çok az sayıda örneklerine rastlayabildiğimiz Büyük Eğitimci niteliği de olan devlet adamlarından bin olarak kendisine seçkin bir yer sağutmada etken olmuştu. O’nun olağanüstü başarılı yaşamı, akademisinin girişine “Matematik bilmeyen buruya girmesin” diye yazan, antik çağın ünlü filazofu Platon (Eflatun) (M.Ö. 427-347.)’ün bu dileğinin yararını modern çağda kanıtlamıştır, denilebilir.

Blaise Pascal, 1623 -1662 yılları arasında yaşamış Fransız düşünürü ve matematikçisi. Aynı zamanda büyük bir matematikçi olan, Torricelli deneyi üzerine eserler yazan ve bir hesap makinesi icad etmiş olan Pascal’ın temel eseri ölümünden sonra yayımlanmış olan Düşünceler’dir.

 

Blaise Pascal, 1623- 1662 yılları arasında yaşamış Fransız düşünürü ve matematikçisi. Aynı zamanda büyük bir matematikçi olan, Torricelli deneyi üzerine eserler yazan ve bir hesap makinesi icad etmiş olan Pascal’ın temel eseri ölümünden sonra yayımlanmış olan Düşünceler’dir. O, 1654 yılında dini bir tecrübe yaşamış, hayatının bundan sonraki dönemine, bilimsel çalışmalarından çok, din ve Tanrı konusundaki görüş ve tartışmaları damgasını vurmuştur. Başka bir deyişle Pascal deist bir hümanizmin, rasyonel bir kuşkuculuğun ve özgür düşüncenin egemen olduğu bir çağda ve toplumda, Tanrı’nın ve tanrısal kayranın gerekliliğinive gücünü gösterme çabası içinde olmuştur.

Bu büyük Fransız matematikçisi kısa süren yaşamına karşın, matematik tarihinde vazgeçilmezler arasına adını yazdıracak kadar önemlidir.

1623 yılında Clermont’da doğmuştur. Çok genç yaşlardan itibaren matematiğe olan ilgisi ve yeteneği sayesinde, hızlı bir ilerleme göstererek, yaşıtlarının çok ilerisindeki matematik konularıyla ilgilenmeye başlamıştır.

Descartes ve Fermat gibi çok ünlü ve Fransız matematiğine çok şeyler katan iki büyük bilginle aynı zamanı paylaşmak şansını bulabilmiştir. O’nlarla tanışmak ve görüşmek ve bazen de mektuplaşmak olanağı bulmuştur. Bu arada, bu gibi buluşmalarda ya da tanıştırmalarda yine Fransız MMersenne’in rolü de unutulmamalıdır.

Babası bir amatör matematikçiydi. Denilebilir ki, Pascal, matematik sevgisini ve ilk bilgileri ondan almış olmalıdır. Belli bir olgunluk yaşına gelince, babasıyla birlikte Paris’te bulunan “Mersenne AkademisF’ne kabul edileceklerdir. O’nun çalışmalarında zaman zaman fizikçi yönü de öne çıkmaktadır Nitekim Toriçelli tarafından yapılan deneylerin bir kısmını yakından izlemiştir. Kendisi de konu ya dahil o-larak, barometre (basınç-ölçer) deneyini O da farklı yükseklikler için, özellikle 1648 de Puy de Döme’da yinelemiştir. Bu deneylerine ve bulgularına Traite du vide adındaki eserinde yer veriyordu. O ayrıca sıvılar-daki denge üzerine ve havanın ağırlığı ile ilgili olarak bazı çalışmalar yapıyor ve bunlara ait vardığı sonuçları çeşitli makalalerinde bilim dünyasına sunuyordu. Fizik ile çalışmaları bu gibi konularla oldukça sınırlıdır. O’nun esas çalışmaları, matematik ile ilgili olanlarıdır.

Matematiğe ilişkin çalışmalarını değişik alanlara yönlendirmiştir. Q bir yandan olasılık ile ilgileniyor, bir yandan da kendi adını verdiği hesap makinası için çalışıyordu. Bir taraftan da analizin bazı konularıyla ilgileniyordu. Henüz 16 yaşında olduğu bir sırada konikler ile ilgili çalışması dikkat çekiyordu. 1642-1643 yılı, O’nun, hesap makinasını icat ettiği yıllardır. Bu tamamen mekanik düzenekli ve sadece toplama ve çıkarma işlemlerini yapabilen basit bir düzenektir. Ancak dünya tarihinde, türü itibariyle bir ilk’tir.

Babası 1651 yılında öldü. Kızkar-deşi bunun üzerine Port-Royal’e girerek rahibe olacaktır. Pascal bir bakıma yalnız bir insandır artık. O da zengin ve kibar çevrelere katılır. Burada çok özel insanlarla tanışmaya başlamıştır. Örneğin Roannez Dükü ve talih oyunları üzerine dikkatini yoğunlaştırmış Mere şövalyesi bunlardan ikisiydi. Pascal bu konudaki fikrini, “rastlantı geometriye döküle-bilir” şeklinde açıklayacak ve bir anda bu gibi kimselerin ilgi odağı olacaktır. O da böylece, çevresindeki bu kumarbazlar ve talih oyunculan yüzünden olasılık hesabına yönelecektir. İşte bu aşamada O’nun imdadına, O’nun adıyla anılan ünlü Pascal üçgeni yetişecektir. Bu üçgen bilindiği gibi bir aritmetik dizgedir, (a + b)n binom açılımındaki katsayıların oluşturduğu düzeneğe verilen bir addır.

Bu aşağıda açıklanmıştır. Buradaki katsayıların varlığı ve oluşum kuralı yüzyıllar boyu bilinmektedir MÖ. sinde, Çin’lilerden başlayarak Türk ve İslam matematikçileri tarafından bulunmuş ve kullanılmıştır.

Bu kadar bilinen bir şeyin Pascal a-dına tescil edilmesi yanlışlığı, ya yukarıda sözü edildiği gibi bilim dışı ortamlarda bunu kullanarak işini görmesinden ya da Avrupa’nın kendine özgü anlayışından kaynaklanmaktadır. (a + b)n açılımının katsayıları: n = 0 için 1 n = 1 için 1 1 n = 2için 1 2 1 n = 3 için 1 3 3 1 n = 4 için 1 4 6 4 1 n = 5için 1 5 10 10 5 1

şeklinde düzenlenmiş olacaktır. İşte bu şekilde oluşan bu dizge Pascal üçgeni admı almaktadır. Pascal bir ara yeni çalışmalara yö- neldi. Burada sikloit üzerine çalıştığı görülecektir. Daha sonra Leibniz’ in de yararlanacağı, Traite des sinüs du auart du cercle Çeyrek çemberin sitıüsleri üzerine bir inceleme adlı eserinde bu çalışmalarından söz etmektedir. Bu eserinde sözünü ettiği en önemli buluşu ise karakteristik üçgen olmuştur. 31 yaşına girdiği 1654 yılında bu gibi çalışmalardan, tam da anlaşılamayan bir nedenle elini çekiyor ve 23 Kasım 1654 günü, daha önce kız-kardeşinin girmiş olduğu Port Ro-yal’e girerek, kendim tamamen dine adıyordu. Bu farklı yaşamında da bilimsel ça lışmalarına devam ettiği görülecektir. Bu çalışmaların sonunda, gerçek ten söz edilmeye değecek düzeyde ö nemli bir eser ortaya çıkıyordu. Bu eserin adı Pensees idi ; yani Düşünceler…

Bu kitabında yine matematikten ve özellikle olasılıktan söz eder.

Burada açıkladığı bazı kavramlar ileride de bu konuyla ilgileneni matematikçiler tarafından aynen kullanılacaktır. Bir oyunda, “matematik ümit ; fiyatın değerinin onu kazanmak olasılığıyla çarpımıdır”, şeklindeki yargısı o gün için çok çarpıcı kabul edilmelidir.

Pascal için ebedi saadetin kıymeti “sonsuz”dur. Bu konuda şöyle düşünüyordu : “tam bir dini yaşam sürerek ebedi saadeti kazanmak ihtimali çok az olsa bile matematik ü-mit sonsuz olduğundan (sonsuzun sonlu bir kesiri yine sonsuzdur) bir yaşamın bu şekli mükafatlandınla-caktır. ” Bu gibi görüşler içinde kaleme aldığı Pensees’de yaşam ile olasılığı bir arada tartıştığı görülmektedir. Ancak bu yapıtıyla birlikte artık sağlıklı bilgiler ürettiği kuşkulu görülmeye başlamıştır.

1658 yılında, bir hastalığa yakalandı. Uyku saatleri haricinde şiddetli baş ağrılarından şikayet etmeye başlamıştı. Böylece gittikçe artan şiddetli ağrılara katlanarak dört yıl geçirdi.

1662 yılının Haziran ayında, evini bir fakir aileye bağışlayarak, kızkardeşinin yanına giderek ona sığınacak ve kısa bir süre sonunda da ızdıraplar içinde kıvranarak ölecektir. Öldüğünde 39 yaşında bulunuyordu.

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 1 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir

*

meryem -
21 Mayıs 2013 - 21:35

uffff çok uzunn

İlgili Terimler :